Engerek Yılanları - Yılan Sokmasında Yapılması Gerekenler
Engerek yılanları ile birçok yerde karşılaşabilirsiniz ve bu karşılaşma ölümcül olabilir.
2004 yılı haziran ayında çok sıcak bir günde Manisa’da bir veteriner hekim meslektaşım tedavi için gittiği bir evdeki kedinin durumu hakkında bana danışmak için telefon açtığında başıma gelecekleri bilemezdim.
Meslektaşımın telefonda anlattıklarından kedinin başına geleni anlayamasam da gösterdiği belirtilere göre hayat kurtarıcı bir tedavi için tavsiyelerde bulundum. İlk telefondan 2 saat kadar sonra aynı meslektaşım tekrar arayarak kedinin bulunduğu evdeki bahçedeki tuvalette bir yılan gördüklerini ve itfaiye, çevre müdürlüğü vb her yeri aramalarına rağmen kimsenin ilgilenmediğini söyledi. Ben de çocukluğumdan beri tüm yabani veya evcil hayvanlara olan merakım ve sevgimle bu yılanı öldürmemeleri için hemen ilgileneceğimi söyledim. Veteriner hekim arkadaşımla birlikte bahsi geçen eve gittiğimizde kedinin yavruları olduğunu ve yavrularını korumak için yılana saldırdığını ve o sırada ısırıldığını tahmin ettik. Bu arada nedenini bilmemize rağmen belirtilere yönelik yaptığımız tedavi sonrası anne kedinin hayatının kurtulduğunu yavaş yavaş iyileşmeye başladığını da gördük. Evin bahçesindeki tuvaletin kapısının arkasında olduğunu söyledikleri yılana bakmak için daracık tuvalete girdim. Bu arada klinikten giderken yanıma aldığım yılan yakalama malzemelerini de hızla kendim imal etmiştim. Bir süpürge sapının ucuna takılmış yılanın zarar görmesine engel olacak spanç-sargı bezi ile akvaryumlardaki kaya vb tutmak için kullanılan uzun maşa! Şaka gibi ama o hızla ayarlayabildiğim tek malzemeler bunlardı ve tek endişem yılana zarar vermemekti. Tüm hazırlıklarımda kendimi hiç düşünmemiştim. Ama bu hatamı sonradan fark ettim tabi ki!
Neyse o daracık tuvaletin içine girip kapıyı üzerime hangi cesaretle anlamadığım bir şekilde kapattığımda yılanın bir engerek olduğunu gördüm. Çocukluğumdan beri o kadar çok yılanı öldürmeden ve zehirliymiş gibi ısırılmadan tutmuştum ki bu yılandan da korkmama gerek olmadığını düşünüyordum. Yılan ve diğer hayvanları yakalama merakı kahramanlık, gösteri veya onlara zarar vermek amacı ile yapılan bir hareket değildi. Sadece çocukluğumdan beri meraklı olduğum belgesellerdeki hayvanları zarar vermeden inceleme merakından kaynaklanıyordu. Zaten yakaladığım yılan ve kertenkeleyi uygun terraryumlarda(Kara ortamındaki yaşam ortamı) bir süre besledikten sonra hayvanın kötü duruma gelmesine izin vermeden aynı yere salıyordum. İşte bu bakış açısı ve alışkanlıkla korkusuzca yılanı yakalamaya girişmiştim. Ama unuttuğum bir şey vardı. İş hayatımın koşuşturmasından belki 10 yıldır çocukluğumda olduğu gibi özgürce doğaya çıkmamış ve 10 yıldır bir yılan yakalamamıştım. Ucunda yumuşak spanç takılı sopayı yılanın başının arkasına bastırıp diğer elimle yılanı başının arkasından yakaladım ve tuvaletten dışarıya çıkardım. Yetişkin ve büyük kalın bir yılandı ve elimde sallanarak dururken ev halkından bir kavanoz, çuval gibi bir şey istedim. Hepsi de korkuyla şok olmuş bakıyorlardı. Yılandan korkularından herkes en uzak köşelere sıkışmış öylece duruyordu. İşte tam o sırada yılan elimde sallandı ve bir anda ağzını açtı. Hemen arkasından alt çenesini kıvırıp tek dişini onu tuttuğum elime batırmaya çalıştı. Ben çaresiz kocaman açılmış kırmızı ağza ve sivri zehirli dişlere bakarken tek dişi elime battı ama zehrin çoğu yüzüme ve elime fışkırdı. Hemen yılanı diğer elime aldım ve daha dikkatli tuttum. Dişinin battığı yer yanmaya başladı. Yüzüme fışkıran zehir gözüme gelmediği için çok şanslıydım. Aklıma ilk gelen ağzımda yara var mı diye düşündüm ve ısırılan yeri emip tükürmeye başladım. Bu işi birkaç defa yaptım. Daha sonra veteriner hekim arkadaşım zehri sıkıp çıkaralım diye ısırılan yeri sıktı. Bu iyi niyetle yapılan yardım zehrin elime yayılmasını hızlandırdı. 5-6 dakika içinde elim şişmeye başlamıştı. Hekim arkadaşım hemen hastaneye gitmeliyiz diye panikledikçe ben hala umursamaz durumdaydım. Yılanı nihayet gelen bir çuvala koyduktan sonra hızla devlet hastanesine gittik. Bu arada buradan herkesi uyarayım eğer değişmediyse o yıllarda sadece devlet hastanelerinde akrep ve yılan serumu olduğunu bildiğim için direk devlet hastanesine yönlenmemizi istedim. Daha önce Spil dağında annemi akrep soktuğunda SSK hastanesinde akrep serumunu bulamayıp devlet hastanesine alerjik olan annemi zor yetiştirmiştik. Hastaneye vardığımızda şişlik elimden koluma ve omzuma kadar ilerlemişti. Herhangi bir ağrı yoktu sadece dişin battığı yer yanıyordu ve kolum zonkluyordu. Hastanede acile girdiğimizde İntaniye bölümünden babacan bir uzman doktor hemen gerekli müdahaleleri yapmaya başladı. Kendisine yılanın tahmin ettiğim türünü söyledim. Bu bilginin veteriner hekimlikle ilgisi yoktu. Sadece doğa severlikle ilgili ve araştırma öğrenmeyle ilgiliydi. Engerek yılanın türüne uygun serumu kas içi kalçadan ve şişmiş parmağıma yarı yarıya bölerek uyguladılar. Alerjik reaksiyonların önlenmesi için kortizon antihistaminik vb uygulamasından sonra ben hastaneden ayrılmak için davrandığımda doktor hiçbir yere gidemeyeceğimi söyleyerek beni şaşırttı. Ben hala daha olayın ciddiyetinin farkında değildim. Hastanede İntaniye bölümünde yatacağımı ve bu dönem boyunca da karaciğer, böbrek kontrolü için sürekli tahliller yapılması gerektiği söyledi. Tabi ben de paşa paşa hastane yatağına yattım ve ondan sonra 4 gün hiç aralıksız kolumda takılı kalacak serum damardan bağlandı.Bu 4 gün boyunca sürekli serumla antibiyotik vb ilaçlar verildi. Kolumun şişmesi ertesi güne kadar devam etti. Elim o kadar çok şişti ki bir gün önce klinikte elimi bir kedi tırmalamıştı ve o yaranın bu şişlik nedeniyle yırtılacağını düşünmeye başladım. Genelde vücuttaki şişmelerde hamur?
devamı için tıklatınız
2004 yılı haziran ayında çok sıcak bir günde Manisa’da bir veteriner hekim meslektaşım tedavi için gittiği bir evdeki kedinin durumu hakkında bana danışmak için telefon açtığında başıma gelecekleri bilemezdim.
Meslektaşımın telefonda anlattıklarından kedinin başına geleni anlayamasam da gösterdiği belirtilere göre hayat kurtarıcı bir tedavi için tavsiyelerde bulundum. İlk telefondan 2 saat kadar sonra aynı meslektaşım tekrar arayarak kedinin bulunduğu evdeki bahçedeki tuvalette bir yılan gördüklerini ve itfaiye, çevre müdürlüğü vb her yeri aramalarına rağmen kimsenin ilgilenmediğini söyledi. Ben de çocukluğumdan beri tüm yabani veya evcil hayvanlara olan merakım ve sevgimle bu yılanı öldürmemeleri için hemen ilgileneceğimi söyledim. Veteriner hekim arkadaşımla birlikte bahsi geçen eve gittiğimizde kedinin yavruları olduğunu ve yavrularını korumak için yılana saldırdığını ve o sırada ısırıldığını tahmin ettik. Bu arada nedenini bilmemize rağmen belirtilere yönelik yaptığımız tedavi sonrası anne kedinin hayatının kurtulduğunu yavaş yavaş iyileşmeye başladığını da gördük. Evin bahçesindeki tuvaletin kapısının arkasında olduğunu söyledikleri yılana bakmak için daracık tuvalete girdim. Bu arada klinikten giderken yanıma aldığım yılan yakalama malzemelerini de hızla kendim imal etmiştim. Bir süpürge sapının ucuna takılmış yılanın zarar görmesine engel olacak spanç-sargı bezi ile akvaryumlardaki kaya vb tutmak için kullanılan uzun maşa! Şaka gibi ama o hızla ayarlayabildiğim tek malzemeler bunlardı ve tek endişem yılana zarar vermemekti. Tüm hazırlıklarımda kendimi hiç düşünmemiştim. Ama bu hatamı sonradan fark ettim tabi ki!
Neyse o daracık tuvaletin içine girip kapıyı üzerime hangi cesaretle anlamadığım bir şekilde kapattığımda yılanın bir engerek olduğunu gördüm. Çocukluğumdan beri o kadar çok yılanı öldürmeden ve zehirliymiş gibi ısırılmadan tutmuştum ki bu yılandan da korkmama gerek olmadığını düşünüyordum. Yılan ve diğer hayvanları yakalama merakı kahramanlık, gösteri veya onlara zarar vermek amacı ile yapılan bir hareket değildi. Sadece çocukluğumdan beri meraklı olduğum belgesellerdeki hayvanları zarar vermeden inceleme merakından kaynaklanıyordu. Zaten yakaladığım yılan ve kertenkeleyi uygun terraryumlarda(Kara ortamındaki yaşam ortamı) bir süre besledikten sonra hayvanın kötü duruma gelmesine izin vermeden aynı yere salıyordum. İşte bu bakış açısı ve alışkanlıkla korkusuzca yılanı yakalamaya girişmiştim. Ama unuttuğum bir şey vardı. İş hayatımın koşuşturmasından belki 10 yıldır çocukluğumda olduğu gibi özgürce doğaya çıkmamış ve 10 yıldır bir yılan yakalamamıştım. Ucunda yumuşak spanç takılı sopayı yılanın başının arkasına bastırıp diğer elimle yılanı başının arkasından yakaladım ve tuvaletten dışarıya çıkardım. Yetişkin ve büyük kalın bir yılandı ve elimde sallanarak dururken ev halkından bir kavanoz, çuval gibi bir şey istedim. Hepsi de korkuyla şok olmuş bakıyorlardı. Yılandan korkularından herkes en uzak köşelere sıkışmış öylece duruyordu. İşte tam o sırada yılan elimde sallandı ve bir anda ağzını açtı. Hemen arkasından alt çenesini kıvırıp tek dişini onu tuttuğum elime batırmaya çalıştı. Ben çaresiz kocaman açılmış kırmızı ağza ve sivri zehirli dişlere bakarken tek dişi elime battı ama zehrin çoğu yüzüme ve elime fışkırdı. Hemen yılanı diğer elime aldım ve daha dikkatli tuttum. Dişinin battığı yer yanmaya başladı. Yüzüme fışkıran zehir gözüme gelmediği için çok şanslıydım. Aklıma ilk gelen ağzımda yara var mı diye düşündüm ve ısırılan yeri emip tükürmeye başladım. Bu işi birkaç defa yaptım. Daha sonra veteriner hekim arkadaşım zehri sıkıp çıkaralım diye ısırılan yeri sıktı. Bu iyi niyetle yapılan yardım zehrin elime yayılmasını hızlandırdı. 5-6 dakika içinde elim şişmeye başlamıştı. Hekim arkadaşım hemen hastaneye gitmeliyiz diye panikledikçe ben hala umursamaz durumdaydım. Yılanı nihayet gelen bir çuvala koyduktan sonra hızla devlet hastanesine gittik. Bu arada buradan herkesi uyarayım eğer değişmediyse o yıllarda sadece devlet hastanelerinde akrep ve yılan serumu olduğunu bildiğim için direk devlet hastanesine yönlenmemizi istedim. Daha önce Spil dağında annemi akrep soktuğunda SSK hastanesinde akrep serumunu bulamayıp devlet hastanesine alerjik olan annemi zor yetiştirmiştik. Hastaneye vardığımızda şişlik elimden koluma ve omzuma kadar ilerlemişti. Herhangi bir ağrı yoktu sadece dişin battığı yer yanıyordu ve kolum zonkluyordu. Hastanede acile girdiğimizde İntaniye bölümünden babacan bir uzman doktor hemen gerekli müdahaleleri yapmaya başladı. Kendisine yılanın tahmin ettiğim türünü söyledim. Bu bilginin veteriner hekimlikle ilgisi yoktu. Sadece doğa severlikle ilgili ve araştırma öğrenmeyle ilgiliydi. Engerek yılanın türüne uygun serumu kas içi kalçadan ve şişmiş parmağıma yarı yarıya bölerek uyguladılar. Alerjik reaksiyonların önlenmesi için kortizon antihistaminik vb uygulamasından sonra ben hastaneden ayrılmak için davrandığımda doktor hiçbir yere gidemeyeceğimi söyleyerek beni şaşırttı. Ben hala daha olayın ciddiyetinin farkında değildim. Hastanede İntaniye bölümünde yatacağımı ve bu dönem boyunca da karaciğer, böbrek kontrolü için sürekli tahliller yapılması gerektiği söyledi. Tabi ben de paşa paşa hastane yatağına yattım ve ondan sonra 4 gün hiç aralıksız kolumda takılı kalacak serum damardan bağlandı.Bu 4 gün boyunca sürekli serumla antibiyotik vb ilaçlar verildi. Kolumun şişmesi ertesi güne kadar devam etti. Elim o kadar çok şişti ki bir gün önce klinikte elimi bir kedi tırmalamıştı ve o yaranın bu şişlik nedeniyle yırtılacağını düşünmeye başladım. Genelde vücuttaki şişmelerde hamur?
Bir Yılan Hikayesi Daha ve Doğaya Geri Dönüş Üzerine Bir Bakış
Bir yılan hikayesi daha anlattım. Bu hikaye hem yeni hem de çok eski bir hikayeydi. İnsanların yılanla bitmeyen savaşını düşündük birlikte ve doğadaki diğer hayvanlarla olan anlaşmazlıklarını, nefretini ve korkularını düşündük.
Facebook’ta ezilerek de olsa ölmüş bir yılan resmi paylaştım geçen gün ve herkesten bu yılan hakkındaki en basit soruyu kendilerine sormalarını istedim. Bu yılan zehirli miydi zehirsiz mi? Buradaki amaç bu hayvanın türünü saptamak değildi..
Herkes yorumlar yaptı. Sağ olsun dostlar, arkadaşlar bu etkinliğime bana olan sevgi ve saygıları nedeniyle olsa gerek ve biraz da merakla katkı koydular. Kimisi direk zehirli dedi, kimisi ise zehirsiz olmalı! Kimisi yılan ve sürüngen uzmanlarını tavsiye etti. Bu şekilde kısa bir sürede olsa en azından çevremdeki insanlarla yılanlar konusunda konuştuk, düşündüler. Tabi bu resmi paylaşırken, boyunu anlamanız için yılanı yanımda tutarak boy fotoğrafı çektirirken amacım şov yapmak kendi üzerime ilgi çekmek değildi.
Bu yılan resmini insanlara göstermekteki amacım;
Türkiye'de hemen her zaman her yerde herkes bir yaşadığı yerde bir yılan olmasından rahatsız olur ve çoğunlukla da bu yılan hızla öldürülüp sonra zehirli mi acaba zehirsiz gibi görünüyor gibi ölü yılan öldükten sonra değerlendirilir. Bir yılan öldürülürken hiç düşünülmez ki o da doğada yerini bulmuş bir canlıdır ve insanla hiç bir alıp veremediği düşmanlığı yada av avcı ilişkisi yoktur. sivrisinek deseniz tama insan kanı ile beslenen bir canlıdır. ama yılanın insanla hiç iyi yoktur. Ben yaşadığım alanlarda zehirsiz yılanların olmasından kertenkele, süleymancık ve kurbağaların yaşamasından mutlu olur ve kendimi iyi hissederim. Neden mi? Öncelikle çevremdeki habitata zarar vermediğimi hissederim ve insanlık egomla da demek bahçem sağlıklı ve bu hayvanların yaşam alanı olmaya devam ediyor derim.
Yılan gördüğünüzde ne yapmalıyız aslı soru bu belki de! Ve bağlantılı önemli soru da bir yılan bizim için ancak zehirli bir türse tehlike arz edebilir bunu unutmamalıyız. Peki zehirli zehirsiz türleri nasıl ayıracağız. Bunun kolay herkes tarafından anlaşılır bir yolu yok mu? Tabi ki var.
Basitçe anlatmak gerekirse:
1- Öncelikle Türkiye’de 36 tür yılan olmasına rağmen bunların 11 tanesi zehirli ve insanlar için tehlikelidir. Bu türler vipera(Bir engerek türü) ailesine ait türlerdir. Daha fazla bilgi almak isteyenler şu linkten yararlanabilirler: http://www.belgeler.com/blg/4t0/turkiye-de-bulunan-zehirli-yilanlarin-genel-ozellikleri (Dostum Veteriner Hekim Hakan Boyar’a bilgilendirme için teşekkürler)
2- Engerek yılanlarını diğer zararsız yılan türlerinden ayırt etmek çok kolaydır.
3- Engereklerin kafası belirgin üçgene benzer şekildedir.
4- Derileri baklava desenli,renkleri genelde gri, mat yeşil, kahverengi, mat sarı gibi çok canlı olmayan renklerdedir.
5- En kalın yaşı ileri yılanlar bile kısa boyludur. Aynı kalınlıktaki zehirsiz bir yılan 1-2 metreyi bulurken engerekler 60-70cm civarında olurlar. Ve tüm vücutta boyun ve kuyruk hariç genelde eşit kalınlıkta seyreder.
6- Zehirsiz yılanların kuyrukları aynı vücutlarında olduğu gibi birden kalınlaşıp birden incelmez, yavaş yavaş uzayarak incelir ve kuyruk bölgesinde bu iyice belirginleşip ciddi anlamda ince ve uzayan bir kuyruğa sahip olurlar. Engerek yılanlarında ise kuyruk birden kısalarak uzun bir üçgen gibi sonlanır. Dışkılama deliğinden sonra 4-5cm boyunda kısa bir kuyruk vardır.
7- Zehirsiz yılanlar insanların olduğu yerlerde dolaşır, ağaçlara çıkabilir vb gibi hareket alışkanlıklarına sahipken engerek yılanları avlanma zamanları dışında genelde çalılar ve kuytu bölgelerde çöreklenerek hareketsiz dururlar. O yüzden engerek yılanlarının yaşadığı yerlerde domates vb toplarken görmediğiniz yerlere elinizi sokup el yordamıyla hareket etmek çok tehlikelidir. Hemen her zaman dikkatli olmak gerekir.
8- Bu arada Bozörük yılanı gibi, zehirsiz yılanlar insana saldırma, kobra yılanı gibi başını yukarıya kaldırıp tıslama hatta ısırma eğilimindedirler. Ama bu saldırganlıkları ve ısırıkları sizi korkutmanın ötesinde zararsızdır. Normal dezenfektanlarla normal bir çizik gibi yaranızı temizlemeniz yeterlidir. Engerek yılanları ise ısırma konusunda çok hızlıdır ve zehirleri son derece tehlikelidir. Bu konuda benim yaşadığım bir deneyimi okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz: http://www.tavsiyeediyorum.com/meslekiani_134.htm
Sonuç olarak Türkiye’de hiç düşünülmeden sadece?
devamı için tıklatınız
Facebook’ta ezilerek de olsa ölmüş bir yılan resmi paylaştım geçen gün ve herkesten bu yılan hakkındaki en basit soruyu kendilerine sormalarını istedim. Bu yılan zehirli miydi zehirsiz mi? Buradaki amaç bu hayvanın türünü saptamak değildi..
Herkes yorumlar yaptı. Sağ olsun dostlar, arkadaşlar bu etkinliğime bana olan sevgi ve saygıları nedeniyle olsa gerek ve biraz da merakla katkı koydular. Kimisi direk zehirli dedi, kimisi ise zehirsiz olmalı! Kimisi yılan ve sürüngen uzmanlarını tavsiye etti. Bu şekilde kısa bir sürede olsa en azından çevremdeki insanlarla yılanlar konusunda konuştuk, düşündüler. Tabi bu resmi paylaşırken, boyunu anlamanız için yılanı yanımda tutarak boy fotoğrafı çektirirken amacım şov yapmak kendi üzerime ilgi çekmek değildi.
Bu yılan resmini insanlara göstermekteki amacım;
Türkiye'de hemen her zaman her yerde herkes bir yaşadığı yerde bir yılan olmasından rahatsız olur ve çoğunlukla da bu yılan hızla öldürülüp sonra zehirli mi acaba zehirsiz gibi görünüyor gibi ölü yılan öldükten sonra değerlendirilir. Bir yılan öldürülürken hiç düşünülmez ki o da doğada yerini bulmuş bir canlıdır ve insanla hiç bir alıp veremediği düşmanlığı yada av avcı ilişkisi yoktur. sivrisinek deseniz tama insan kanı ile beslenen bir canlıdır. ama yılanın insanla hiç iyi yoktur. Ben yaşadığım alanlarda zehirsiz yılanların olmasından kertenkele, süleymancık ve kurbağaların yaşamasından mutlu olur ve kendimi iyi hissederim. Neden mi? Öncelikle çevremdeki habitata zarar vermediğimi hissederim ve insanlık egomla da demek bahçem sağlıklı ve bu hayvanların yaşam alanı olmaya devam ediyor derim.
Yılan gördüğünüzde ne yapmalıyız aslı soru bu belki de! Ve bağlantılı önemli soru da bir yılan bizim için ancak zehirli bir türse tehlike arz edebilir bunu unutmamalıyız. Peki zehirli zehirsiz türleri nasıl ayıracağız. Bunun kolay herkes tarafından anlaşılır bir yolu yok mu? Tabi ki var.
Basitçe anlatmak gerekirse:
1- Öncelikle Türkiye’de 36 tür yılan olmasına rağmen bunların 11 tanesi zehirli ve insanlar için tehlikelidir. Bu türler vipera(Bir engerek türü) ailesine ait türlerdir. Daha fazla bilgi almak isteyenler şu linkten yararlanabilirler: http://www.belgeler.com/blg/4t0/turkiye-de-bulunan-zehirli-yilanlarin-genel-ozellikleri (Dostum Veteriner Hekim Hakan Boyar’a bilgilendirme için teşekkürler)
2- Engerek yılanlarını diğer zararsız yılan türlerinden ayırt etmek çok kolaydır.
3- Engereklerin kafası belirgin üçgene benzer şekildedir.
4- Derileri baklava desenli,renkleri genelde gri, mat yeşil, kahverengi, mat sarı gibi çok canlı olmayan renklerdedir.
5- En kalın yaşı ileri yılanlar bile kısa boyludur. Aynı kalınlıktaki zehirsiz bir yılan 1-2 metreyi bulurken engerekler 60-70cm civarında olurlar. Ve tüm vücutta boyun ve kuyruk hariç genelde eşit kalınlıkta seyreder.
6- Zehirsiz yılanların kuyrukları aynı vücutlarında olduğu gibi birden kalınlaşıp birden incelmez, yavaş yavaş uzayarak incelir ve kuyruk bölgesinde bu iyice belirginleşip ciddi anlamda ince ve uzayan bir kuyruğa sahip olurlar. Engerek yılanlarında ise kuyruk birden kısalarak uzun bir üçgen gibi sonlanır. Dışkılama deliğinden sonra 4-5cm boyunda kısa bir kuyruk vardır.
7- Zehirsiz yılanlar insanların olduğu yerlerde dolaşır, ağaçlara çıkabilir vb gibi hareket alışkanlıklarına sahipken engerek yılanları avlanma zamanları dışında genelde çalılar ve kuytu bölgelerde çöreklenerek hareketsiz dururlar. O yüzden engerek yılanlarının yaşadığı yerlerde domates vb toplarken görmediğiniz yerlere elinizi sokup el yordamıyla hareket etmek çok tehlikelidir. Hemen her zaman dikkatli olmak gerekir.
8- Bu arada Bozörük yılanı gibi, zehirsiz yılanlar insana saldırma, kobra yılanı gibi başını yukarıya kaldırıp tıslama hatta ısırma eğilimindedirler. Ama bu saldırganlıkları ve ısırıkları sizi korkutmanın ötesinde zararsızdır. Normal dezenfektanlarla normal bir çizik gibi yaranızı temizlemeniz yeterlidir. Engerek yılanları ise ısırma konusunda çok hızlıdır ve zehirleri son derece tehlikelidir. Bu konuda benim yaşadığım bir deneyimi okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz: http://www.tavsiyeediyorum.com/meslekiani_134.htm
Sonuç olarak Türkiye’de hiç düşünülmeden sadece?