Hayvanların hüner ve numaraları

altÇevrenizde evcil hayvanları gördüğünüzde bazılarının sahiplerinin her dediğini yapması ve otur kalk vb komutlar almasını bir yana bırakın tasmayla bile doğru düzgün yürümediğini, tasmayı çekiştirip sahiplerinin ayaklarına dolandıklarını, diğer köpeklere çoğu zamanda insanlara havlayıp hatta saldırmaya kalkıştıklarını görebilirsiniz. Bu tip köpeklerin yanında az sayıdaki köpek ise sahibi ile sakin, keyifli ve sorunsuz yürüyüşler yaparken çevresindeki köpek ve insanlarla barışık sosyal tavırlar sergiler. Bunun bir ileri aşaması ise sahibinin her komutunu dinleyen eğitimli köpeklerdir.

Köpeklerde olduğu kadar, diğer evcil hayvanlarda da doğru davranılmış ve eğitim verilmiş hayvanlar diğerlerinden hemen ayırt edilir. Örneğin korkmuş, yalnız bırakılmış, sevgi görmemiş veya yanlış davranılmış, hırpalanmış bir papağan hemen her zaman en kötü sesi ile bağırıp, yaklaştığınızda kafesinde çırpınır veya bir köşeye sinerken sahibinin emek harcadığı sevgiyle saatlerce uğraştığı bir papağan ise neşeli, sahibiyle ve çevresiyle ilgili, eğer öğretildiyse konuşan ve bir çok numarayı keyifle yapan bir hayvandır.

Evet köpekler, papağanlar, guinea pigler..muhabbet kuşları, iguanalar hatta kediler sabredersen ve çalışırsan eğitilirler..ama eğitimde 2 tip eğitim var..1. tip eğitimde; acıyla, zorlamayla eğitilen hayvanlar, mutsuz, yılgın, bıkkın ve keyifsizce zorla öğretilen hareketleri yaparlar. Pozitif ve sevgiyle eğitilen hayvanlar ise neşeli, hevesli mutlu eğitilmiş hayvanlardır. Biraz dikkatli bakan bir göz iki hayvan arasındaki farkı çok kolay ayırt edebilir.

Unutmayın televizyonlarda ve çevrenizde gördüğünüz tüm eğitimli, numaralar yapan akıllı diye tabir ettiğimiz evcil hayvanlar için sahipleri ve tabi ki hayvanlar saatler süren çalışmalar yaparlar ve bıkmadan uğraşıp birlikte bir şeyler başarmanın keyfini varırlar. Sizin evcil hayvanınız gördüğünüz diğer eğitimli hayvanların gösterdiği hünerleri ancak sizde emek harcayıp onu doğru şekilde eğitirseniz yapabilir.

Hayvan sağlığı veteriner hekimin konusudur

Eğer bir hayvan sahibiyseniz hayvanınızın her türlü sağlık sorununda başvuracağınız yetki ve bilgi sahibi tek meslek sahibinin veteriner hekim olduğunu unutmamalısınız. Hayvan beslerken edinilen tecrübe tabi ki önemlidir ama her zaman bir kişinin hayatı boyunca edinebileceği tecrübe aciz ve kısıtlıdır. Beslenme, bakım, tarama, ırk ayırımları, çiftleştirme seçenekleri, barındırma, temizlik, alıştırma, eğitim, hatta davranış konularında her zaman daha önce hayvan besleyenlerle konuşmak yararlıdır ve onların tecrübelerinden yararlanmak (çoğu zaman) sizi doğruya götürebilir. Ama hayvan sağlığı konusu veteriner hekimin konusudur. Size iyi niyetle tavsiye edilen ilaç ve tedavi şekillerini bir veteriner hekime danışmadan uygulamamalısınız. İyi niyetle yapılan tavsiyeler diyorum çünkü bir hayvanın hayatını kurtarmak için başka bir hayvan severin kötü niyetle tavsiyede bulanabileceğini sanmıyorum. Ama bu iyi niyetli tavsiyeler sadece yaşanan tecrübeler, veteriner hekimlerden öğrenilen, internetten yapılan araştırmalar ve diğer hayvana meraklı kişilerin ömürleriyle kısıtlı zamanda edindikleri tecrübelerdir. Bu nedenle tecrübelerini belki sadece kendilerinin kullanmaları ve başkalarına yardımcı olmaya çalışırken bazı kurallara uymayarak konuya tam hakim olmadıkları ve hayvan sağlığı konusunda bilgileri kısıtlı olduğu için hata yapabilecekleri, hata yaptırabilecekleri gerçeğini göz ardı etmemelidirler. Tüm bu yazıda amaç meslektaşım veya değil, birilerinin yaptığını eleştirmek veya kötülemek değildir.

Amaç hepimiz için malumdur; her şekilde bir hayvanın vakit kaybetmeden en kısa sürede doğru şekilde sağlığına kavuşması ve hayatını kaybetmemesidir.

Veteriner Hekim Anlamaz

Bir çok forum ve gruplarda alışılmış hayvanlar dışındaki hayvanları besleyen hayvan severler hep veteriner hekimlerden şikayet ederler ve hayvanımı götürdüm ''Bu ne?' dedi. ''Guinea pigi tanımıyormuş'' ''Papağandan anlamazmış'' Hatta ''kedi köpekten anlamazmış'' diye veteriner hekimler eleştiriliyor. Tabi burada sadece klinisyen hekimlerden bahsediyorum. Biliyorsunuz Veteriner Fakültesi'nden her mezun olan klinik açmaz. Çoğu meslektaşım özellikle gıda hijyeni olmak üzere, tavukçuluk, besicilik, hipermarketlerde, mezbahalarda, laboratuar uzmanlığı, tıp fakültelerinde temel bölümler gibi iş kollarında fakültede aldığı eğitiminin temeli ile bir çok sektörde insanlara hizmet eder. Bugün yediğiniz her gıdanın sağlıklı olmasında veteriner hekimlerin katkısı vardır.

Evet Veteriner Hekimler her hayvandan anlayamıyorlar ne yazık ki! Ama özellikle klinisyen hekimlerin kendilerini yetiştirmemeleri için bir engel yok. Veteriner hekimler bilmemekte anlamamakta tam olarak haklılar da demiyorum ama şunu da unutmayın fakültedeki 5 yıllık eğitimde siz isteseniz de istemesiniz de sınavlarından geçer not almanız gereken At-Eşşek-İnek-Koyun-Keçi-Manda-Köpek-Kedi-Tavuk-Hindi hatta domuz gibi hayvanlar konusunda bilgi alıyorsunuz. Hepsinin anatomisi belli açılardan benzese bile aynı zamanda aklınıza gelmeyecek kadar çok farklar da var. Dolayısıyla her hayvanın hastalıkları farklı olduğu gibi, tutulması, muayenesi, kan ve idrar alınması ve tahlilleri, fizyolojik değerleri, röntgen ve ultrason değerlendirmeleri, teşhisi ve tedavisi de farklı farklıdır. Bir de buna her hayvanın yeni doğmuştan başlayarak-bebek-yavru-genç-yetişkin ve yaşlı olmasının oluşturduğu farkları da ekleyelim.

Farkındaysanız daha Guinea pig gibi bir hayvana sıra gelmeden neler söz konusudur. Ders konularına gelince ise iş iyice içinden çıkılmaz hale gelir. Yine bir çok hayvanın farklı farklı özelliğinin olduğu durumda fizyoloji, bakteriyoloji, anatomi, pataloji, histoloji ve embriyoloji, farmakoloji, dahiliye, cerrahi, ortopedi, doğum ve jinekoloji, psikoloji, besin hijyeni, su hijyeni gibi derslerden başka Et endüstrisi dersinde sucuk salam pastırma yapmaya kadar uygulamalı dersler, süt endüstrisinde ise yoğurttan peynire yine her süt ürünü ile ilgili hem bilgi hem de uygulamalarla karşı karşıyasınızdır. Okula girmek zor olduğu gibi veteriner Fakültesinde okumak da kolay değildir ve çok kapsamlı ve ağır dersler alırsınız. Bu da yetmezmiş gibi okuldan mezun olduktan sonra yöneldiğiniz işte yine pratik ve bilgi anlamında kendinizi yetiştirmeye, yeni ilaç ve uygulamaları öğrenmek için güncel yayın ve bilgi akışını araştırmaya ve takip etmeye devam etmelisiniz. Sıra ekzotik hayvanlara gelmeden dahi bu kadar ilginç bir meslektir bizimkisi! Yazımın başında bir sürü hayvan saymıştım değil mi!? O saydığım ilk gurup hayvanın yanında benim kliniğime gelen diğer hayvanları da sayayım size : Başta Guinea pig evet, ama dahası var: Sincabın her türü, tavşan türleri, hamster, kara kaplumbağası, su kaplumbağası, semender, kurbağa ( evet kurbağa bile ) iguana, piton vb yılan türleri, leopar geko, bukalemun, diğer sürüngen türleri, tarantula, akvaryum balıkları, ördek, süs tavuğu, güvercin her türü, sülün, keklik evcil ve yabani, kanarya, muhabbet kuşu, papağanın her türü, evcil kumru türleri, hint bülbülleri, ispinozlar, daha yaban hayvanlarını saymadım ; Şahinler, baykuşlar,kerkenezler, yalıçapkınları, yabani kumrular, ebabiller, kırlangıçlar, yaban güvercinleri, yaban ördeği türleri, flamingolar, pelikanlar, balabanlar, balıkçıllar, karabataklar, martılar, diğer su kuşları, yabani sincaplar, karaca, tilki, yaban tavşanları daha neler neler! Bir de tabi sokak hayvanları var. Sokak hayvanı evcil hayvandan bambaşka bir veteriner hekimlik alanıdır. Hemen her zaman insanların umursamazlığı nedeniyle kliniklere geç getirilirler. Çünkü insanlar duyarsızlıkları ile çoğunlukla yaralı, muhtaç, kör hayvanların yanından yürüyüp geçip gitme eğilimindedirler. Veteriner hekim eğer bir klinisyense işte kliniğine şifa bulmak için bu hastalar gelir.

Veteriner hekim bu durumda guinea pigten anlamayabilir. İlk defa gördüğünde kıvırcık tüylü ve düz tüylü ırkları ayıramayabilir doğru, ama eğer ki kliniğine bu tip hastalarda geliyorsa hızlı bir şekilde onlara da yardım edebilmesi için bu hayvanlarında hastalıklarını, teşhis ve tedavilerini öğrenmek zorundadır. Aksi taktirde insanlar çaresiz kalır. Birbirlerine ilaç ve tedavi tavsiye etmeye başlarlar. Bu ilaç tavsiye etme ve başka bir hayvanseverden duyduğu ilaç ve tedaviyi uygulama olayı eskiden güvercin, kanarya besleyenlerde ve av köpeği sahiplerinde çok yaygındı. Şimdi de onlara ek olarak guinea pig, papağan, hamster, iguana vb besleyenlerde görülüyor.

Burada doğruyu bulmak adına konuyu anlatırken asıl önemli olandan uzaklaşmamak gerekir. Asıl önemli olan hasta olan bir hayvanın en kısa sürede nasıl tedavi olup sağlığına kavuşacağı ve hayvanların yanlış uygulamalarla, yanlış ilaç veya eksik-fazla ilaç dozlarıyla iyileşmelerinin gecikmesi, boşuna tedavi oluyormuş gibi oyalanmaları hatta ölmelerinin önüne nasıl geçeceğimiz konusudur. Ben kendi adıma veteriner hekim olarak üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. Kliniğime gelen guinea pig gibi hayvanların tedavilerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Bu hayvanlar ve diğer hayvanlarla ilgili bana facebook, mail, forum vb gibi internetten veya telefonla arayarak ulaşabilen her hayvana (ve tabi hayvan sahibine) şartlarına uygun şekilde yardım etmeye çalışıyorum. Eğer bulunduğu yerde veteriner hekim varsa mutlaka hekime gitmesini istiyorum. Gittiği veteriner hekim zaten ben bu hayvanlardan anlıyorum diyorsa mesele yok. Ama bu hayvandan anlamıyorsa da sonuçta hekimdir. Bir hayvanın ateşine bakmak, dehidrasyonu var mı yok mu tespit edebilmek, genel durumunu, makro ve mikro bulguları tespit edebilecek eğitime ve yetkiye sahip tek meslek sahibi olarak eğer baştan ben anlamam diyerek kesip atmazsa muayenesini yapabilir. Sonra da belki hasta sahibinin yanında çekinmeden rahatsız olmadan beni veya bu konulardan anlayan başka bir meslektaşımı arayarak destek ve konsultasyon yoluna gidebilir. Sonuçta zaten aldığı fikirlerin ve tedavi şekillerini kendi bilgisi, tecrübesi ve eğitiminde süzdükten sonra aklına yatanını uygulayacaktır. Çünkü başka hekime danışsa bile tedavi sorumluluğu uygulamayı yapan hekimdedir. Meslektaşlarımızın bazıları hiç rahatsız olmadan kolayca arayıp, danışıp, karşılıklı saygı ile hastaya yararlı olmak adına bir şeyler yapmaya çalışırken bazıları bu tür aramalardan rahatsız olmakta, başka hekimle bir hasta hakkında konuşmakla ilgili çekingen hatta gergin hissetmektedirler. Tabi danışılan hekim olarak sizinde karşınızdaki meslektaşınızı aşağılayıcı, küçümseyici gereksiz terim, bilgi ve jargonlar kullanmanızda hiç yakışık almaz ve deontolojiye aykırıdır. Amaç hastayı iyileştirmek hatta çoğu zaman kurtarmaktır. Karşındakine hava atmak ve kendini tatmin etmek değildir.

Umarım önümüzdeki yıllarda telefonla vb konuştuğum meslektaşlarım çok daha kompleksiz, asıl amaçlarını bilerek, birlikten kuvvet doğar ilkesi ile hastasını da düşünerek kendisine karşılıksız bilgi ve tecrübesini sunan hekim arkadaşlarıyla daha iyi diyaloglara girerler.

Sonuç olarak : Veteriner hekimseniz özellikle de bir kliniğiniz varsa mesleğinizin en başta gelen amacı her şekilde hayvanlara sağlık vermektir. Bunun içinde hiç bitmeyecek şekilde çalışıp, araştırıp, bilgi ve tecrübelerinizi eğitiminizin potasında eritip, iyi niyetle becerinizi de katarak hayvanlara yardımcı olmaya çalışmalısınız. Unutmayalım hayvanların bizden başka gideceği bir doktorları yok. Bakış açısı bu olmalıdır diye düşünüyorum : Hayvan doktoru olmak veteriner hekim olmak böyle bir şeydir.

Eğer bir hayvan sahibiyseniz hayvanınızın her türlü sağlık sorununda başvuracağınız yetki ve bilgi sahibi tek meslek sahibinin veteriner hekim olduğunu unutmamalısınız. Hayvan beslerken edinilen tecrübe tabi ki önemlidir ama her zaman bir kişinin hayatı boyunca edinebileceği tecrübe aciz ve kısıtlıdır. Beslenme, bakım, tarama, ırk ayırımları, çiftleştirme seçenekleri, barındırma, temizlik, alıştırma, eğitim, hatta davranış konularında her zaman daha önce hayvan besleyenlerle konuşmak yararlıdır ve onların tecrübelerinden yararlanmak (çoğu zaman) sizi doğruya götürebilir. Ama hayvan sağlığı konusu veteriner hekimin konusudur. Size iyi niyetle tavsiye edilen ilaç ve tedavi şekillerini bir veteriner hekime danışmadan uygulamamalısınız. İyi niyetle yapılan tavsiyeler diyorum çünkü bir hayvanın hayatını kurtarmak için başka bir hayvan severin kötü niyetle tavsiyede bulanabileceğini sanmıyorum. Ama bu iyi niyetli tavsiyeler sadece yaşanan tecrübeler, veteriner hekimlerden öğrenilen, internetten yapılan araştırmalar ve diğer hayvana meraklı kişilerin ömürleriyle kısıtlı zamanda edindikleri tecrübelerdir. Bu nedenle tecrübelerini belki sadece kendilerinin kullanmaları ve başkalarına yardımcı olmaya çalışırken bazı kurallara uymayarak konuya tam hakim olmadıkları ve hayvan sağlığı konusunda bilgileri kısıtlı olduğu için hata yapabilecekleri, hata yaptırabilecekleri gerçeğini göz ardı etmemelidirler. Tüm bu yazıda amaç meslektaşım veya değil, birilerinin yaptığını eleştirmek veya kötülemek değildir.

Amaç hepimiz için malumdur; her şekilde bir hayvanın vakit kaybetmeden en kısa sürede doğru şekilde sağlığına kavuşması ve hayatını kaybetmemesidir.

Dostunuzdan ayrılmak

Hepimiz yaşamımızın bir anında bir hayvan dostumuz ile hayatı paylaştık veya paylaşıyoruz. Hiç hayvan beslemediğini düşünen bile şöyle geçmiş günlerini, çocukluğunu düşündüğü zaman yaşamında bir sokak kedisinin, bir serçenin, mahalle köpeğinin, bir civcivin bulunduğunu hatırlayacak.

Bazılarımız ise artık yaşamına giren hayvanların ne sayısını ne de kaç tane olduğunu hatırlayamayacak kadar çok hayvan sevgisi ve merakı ile dolu.

Aslında hayvanların yaşamımıza girmesi diye bir kavram söz konusu değil, ama çoğu insan onların farkında olmadan yaşadığı için böyle bir cümle kullanabiliyoruz.

Daha sabahın erken saatlerinde başta kumrular olmak üzere tüm kuşların kuşluk vakti dediğimiz vakti canlandıran neşeli güne başlama seslerini duyabiliriz. Evinizden sabah çıkarken kapının yanında, çöp tenekesinin yakınlarında sabah kahvaltısını bizlerin artıklarından sağlamaya çalışan bir kedi veya köpekle karşılaşabiliriz. Çevremizde her an kumru, serçe ve karga gibi şehirde yaşayan kuşlar uçuşur durur. Böcekleri ve bitkileri hiç saymıyorum. Bir sürü hayvan kendi çapında yaşam karmaşasında, basite indirgediğinizde aynı insanlar gibi yaşam kavgası sürdürür.

Ama biz insanlar bırakın bir ağacın baharda açmaya başlayan sürgünlerini, bir duvar dibinde açmış sarı hindiba çiçeğini, karıncaların yine bahardaki çiftleşme uçuşları için bir anda duvardaki bir çatlaktan telaşla fışkırmasını görmeyi; Ne kuşları, ne köpekleri ne de kedileri görmüyoruz artık. Bazen gözünüz takılır gibi oluyor..ama hep yetişilecek bir iş, okul vb koşturma var. Onlar bizim yaşamımızda ama biz onları görmeden sanki yoklarmış gibi hayat koşuşturmasında kaybolup gidiyoruz.

Onların bizim yaşamımıza girmeleri gibi bir durum söz konusu değil aslında, çünkü onlar zaten bizim yaşamımızda. Sadece bazen evlerimize , bahçemize, kafeslerimize misafir olup bizim daha yakınımıza geliyorlar. Daha fazla fark ediliyorlar, daha fazla korunup, seviliyorlar.

Bir kedinin veya bir köpeğin ailenizin içine nasıl girdiği hakkında bir sürü hikaye dinledim bugüne kadar ; Kiminiz bir yavruyu soğukta ıslanmış ve üşümüş bulup aldı, kiminiz yaralı ve muhtaçken sahiplendi, kiminiz bir hayvan severin köpeği veya kedisinin yavrularını sahiplendi veya satın aldı, kiminiz ise profesyonel hayvan satan çiftlik veya pet shop benzeri bir yerden satın alarak bir hayvan dostunuzu ailenin içine aldı.

Bir hayvanın hayatımıza giriş öyküsü çok karmaşık değildir çoğu zaman, özellikle benim gibi bir mesleğiniz varsa bir zaman sonra bu dostlukların başlama öykülerinin aynı olduğunu görürsünüz.

Ama bir hayvan dostumuzdan ayrılma öyküsü her zaman çok değişik, dramatik, zor ve her zaman çok farklıdır. Hepimizin yaşamında bu ayrılış öykülerinden birkaç tane vardır. Kimisi bir trafik kazasında ölür, kimisi ihmal sonucu vicdan azabınızla yolcu edilir, kimisi ise artık iyileşemeyeceği Veteriner Hekim tarafından saptanarak , daha fazla acı çekmemesi için ötenazi veya uyutma dediğimiz acı çekmeden ilaçlar yardımı ile ölüme kavuşturma şeklinde olur.

İşte ben bu ölümlerin hepsinde o hayvancıklarla beraber ölürüm. Veteriner Hekim olduğuma sadece o an pişman olurum. Bir hayvancığın ölümüne karar vermek ve onu acı çekmeden de olsa , kendi ellerinizle öldürmek zorunda kalmak benim için yutulması çok zor bir lokmadır. Boğazımda kalır yutkunurum, yutkunurum... ağlayamam.. çünkü ben bir doktorum.

İşte sırf bu yüzden bana gelip çocuklarının hayvanları çok sevdiğini, o yüzden Veteriner Hekim olmak istediğini söyleyen ebeveynlere onları şaşırtmak pahasına ''Eğer Hayvanları seviyorsa Veteriner Hekim olmasın !'' derim. Hayvanları seven birinin Veteriner Hekim olması hayvanlar için çok iyidir. Hayvanlarla ilgili her olayda, hayvan sahibi, para, vakit gibi hiçbir faktörün etkisinde kalmadan inanılmaz bir istekle hayvanlar için ellerinden geleni yaparlar. Kendilerinin hayvan doktoru olduğunu ve hayvancıkların onlardan başka gidecekleri kimseleri olmadığını bilirler. Ama Hayvan sever birinin Veteriner Hekim olması o insanın kendisi için çok zordur. Tüm meslek yaşamında inanılmaz üzücü, yıpratıcı olaylar yaşar. Trafik kazası geçirmiş, ısırılmış, silahla vurulmuş, kanlı ishalden ölmek üzere veya ihmal edilmiş yüzlerce hayvancıkla karşılaşır. Çok üzülür, çok yorulur. Hem hayvan sevmek hem de Hayvan Doktoru olmak çok zordur.

Her şeye rağmen köpeğimiz, kedimiz veya kuşumuzun bu kötü anında onun yanında olmak ve onun yaşamının sona erdiği bu anında da tüm yaşamında onun size yaptığı gibi, yalnız bırakmamak bizim dostumuza karşı olan son görevimizdir. Onlar sizi karşılıksız , candan seviyorlar bunu hiçbir zaman unutmayın. İlk yavruluk ve tanışma anından ölüm anına kadar....

Bebek ve köpek ilk karşılaşma ve doğru davranışlar

 bebek_kopek_ilkkarsilasma

Daha önce sizlere çocuğunuz olmadan önce bir köpek veya kedi almanın en iyi seçenek olduğunu anlatmıştım. Evde bir hayvan varken doğan çocuklar hem hayvanın ona alışması hem de çocuğun hayvanla bağlantı kurabilmesi için daha avantajlıdır.

Bu konu içinde daha çok köpek üzerinde duracağım. Çünkü köpekler çok daha fazla kendileriyle ilgilenilmesini isteyen ve sevgi bekleyen canlılardır. Bebeğinizin doğacağı günde dahil olmak üzere köpeğinizle birlikte geçirdiğiniz, gezdirme, oyun vb zamanları aksatmamalısınız. Böylece köpeğiniz sizin yeni gelen bebekle birlikte onu artık sevmediğinizi düşünmeyecek ve bebeğe karşı kıskançlık veya benzer duygular hissetmeyecektir. Vurgulamam gereken önemli bir konuda köpeklerin kıskançlık sonucu asla bebeklere veya çocuklara zarar verme ihtimalleri olmadığıdır. Sadece bir önce doğan çocuğunuzun yaptığı gibi üzülür kendilerini yalnız hissedebilir ve dikkat çekmeye çalışırlar. 

Devamını oku...

replika rolex